9 Mayıs 2015 Cumartesi

Manisa-Salihli(Sardes)- Alaşehir-Sarıgöl Gezi Rehberi

Merhaba , Avrupa yazılarından sonra memleketimden de bahsetmeden olmaz dedim. Manisa ülkemizin batısında yer alan, İzmir'e yaklaşık yarım saatlik mesafede bulunan Şehzadeler Şehri diye geçen ilimiz. Ben aslında Manisa'ya oldukça uzak bir ilçesinde oturuyorum. Sultaniye çekirdeksiz üzümüyle dünyanın bir çok yerine ihraç edilen Sarıgöl :) . 

SARIGÖL


Sultaniye çekirdeksiz üzümü

Sarıgöl,rivayetlere göre önceden bir göl imiş. Şimdi bu gölün bulunduğu yerde yerleşim yeri kurulu.İlçe merkezinde nüfusu yaklaşık 13.000 olan bu ilçemizin temel geçim kaynağı çiftçilik. Alaşehir,Sarıgöl çevresinde yetişen Sultaniye üzüm halkın birçoğuna da gündelik iş imkanı sağlamaktadır. 

Eylül'de bağbozumu zamanında Sultaniye Üzüm Festivali yapılmakta, 10 yıldır yapılan bu festival panayır havasında, il ve  ilçe dışından gelen satıcıların (giyim,yiyecek,el emekleri vb.) stantları,yabancı ülkeden gelen bir grubun halk dansı ve üzüm yarışmasıyla geçen, yerel ve ünlü sanatçıların konserleriyle sonlanan  3 günlük bir süreçten oluşuyor.10.Festivalden geriye kalan görüntülerden bir kaçı..
 

Festivalden görüntüler
Yöresel yemeklerinden bir kaçı pidesi ünlü oldukça, keşkek (ben çok severim Türkiye'nin bir çok yerinde de olabiliyor.),üzüm köftesi.
 

ALAŞEHİR

Sarıgöl'e 20km mesafede bulunan Roma döneminde "Philadelphia" adıyla anılan Alaşehir... Philadelphia ismi Türkçede, ‘kardeş sevgisi' anlamına gelir. Amerika'daki New Philedephia'nın kurucları da buradan önce İspanya daha sonra Amerikaya gidenler tarafından kurulduğu da bir not olarak kalsın. Philadelphia'nın kuruluşu Attaloslar Kralı Attalos II'ye dayanır. MÖ 159 yılından başlayarak başkent Bergama Krallığının yönetimine geçen II. Attalos, kurduğu şehirlerle ve kültüre verdiği destekle ün yapmıştır. Turizm şehri Antalya da II. Attalos tarafından kurulmuştur ve Attaleia (Tr. "Attalos şehri") denilmiştir. Attalos kendisinden önceki kral olan ağabeyi Eumenes'i çok seviyordu. II. Attalos bu sebepten "kardeşini seven" diye çevrilebilen "Philadelphus" lakabıyla bilinirdi. Philadelphia şehrinin madeni paraları da birbirine tıpatıp benzeyen bu iki kardeşin görüntüsünü taşır. Onların birbirlerine duydukları kardeş sevgisi de yeni kurulmuş olan şehrin adında ifadesini bulmuştur. 

Hıristiyanlığın yedi kutsal kilisesinden (Efes(İzmir), Smyrna(İzmir), Bergama(İzmir), Sardes(Salihli), Laodekia(Denizli), Thyateira(Akhisar) ,Alaşehir(Philadelphia)) biri de burada bulunuyor. St. Jean kilisesinin şu anda 3 ayağı bütün halinde 1 tanesi ise yıkılmış durumda.(Müzekart  geçerli :)) Alaşehir'e giderken yanımda bulunan Fevzi Dayımın Alaşehir'deki arkadaşlarının birinin evi bu yıkık kolonun üzerinde bulunuyormuş.Böyle de maalesef eski medeniyetlerin yerleşimine,sanatlarına ve mimarilerine verdiğimiz değer! ortaya çıkıyor. 
                        


St. Jean Katedrali
Yolumuza devam ederken Kurşunlu Han'ın restorasyonları devam ettiğini görüp içeri giriyoruz. Mimarla biraz sohbet ediyoruz. Kurşunlu Han adı tepesinin kurşunla kaplı olmasından geliyor. Sadece dehlizleri sağlam olan bu yapıyı yeniden kullanıma açılmasına az bir vakit kalmış gibi görünüyor. Ahır olarak kullanılan bazı kısımlar halen orjinalliğini korumakta.Aşağıda atların bağlandığı yerleri görebiliyoruz.
                 
                        


Kursunlu Han

Acıktık... Alaşehir'den başka hiçbir yerde bulamayacağınız Alaşehir'in meşhur kapama yemeğini tatmak için Hakkı Ustaya geliyoruz. Dışı yufkayla kaplı köfteler hazırlanıp kızgın yağda pişiriliyor. Sıcak servis edilen kapamalar soğumadan midelerimize iniyor.


Kapamacı Hakkı Usta

Alaşehir'de mesleğim gereği Jeotermal Santralini  de  geziyorum. Bir anda suyun fışkırmasıyla oluşan bu enerji kaynağı elektrik üretiminde kullanılıyor. Bir çok firmanın kuyular kazdığı bu bölgede bulunan bağlar fışkıran sıcak su sebebiyle zarar görüyor. 24MWlık kurulu gücünde olan Türkerler jeotermali gezmeye başlıyoruz ve bilgi almaya devam ediyoruz. Santral sonrası suyun kaynağını da görmek için yola koyuluyoruz.




 SALİHLİ(SARDES)


Türkiye , geçmişte yaşayan medeniyetlerin bırakmış olduğu eşsiz yapılara sahip. En büyük katkıları ülkemizin birçok yerinde bulunan antik kentler. İyonyalılar,Lidyalılar,Miken gibi birçok uygarlığın bulunduğu Ege'de   sıradaki yazımız Lidyalılar hakkında.
                                                                          Gymnasium


Sardes antik kentinde  birçok önemli nokta var. Yukarıdaki Gymnasium arkasındaki hamamla birleşik bulunmaktadır.Roma döneminden kalan bu yapı restorasyonuyla birlikte günümüze kadar gelmiştir.(Minik bir bilgi: restorasyon Amerikalılar tarafından yapılmış) Söylentilere göre  gymnasiumunun geniş bahçesinde memleketin genç erkeklerini çıplak çıplak koşturup pazardan elma alır gibi beğendiklerini seçer, haremine atarmış :). Mimari özelliklerine gelirsek yapı 3 bölümden oluşuyor. Hamam, mermer avlu ve Palaestra dan oluşmakta. Sütunlar erken Bizans dönemi özelliklerini yansıtan yapı oldukça gösterişli. 


Gymnasiumdan sonra Anadolu ve Avrupa'nın ilk antik Sinagog'u da Sardes'de :) 



Resimde görülen elbette bugünkü hali değil :) Beth Hatfusoth, Diaspora Museum Tel Aviv'deki maketi. Aşağıda da bugünkü hallerini görebilirsiniz. Mozaiklerin çoğunu hala bugün görebilirsiniz.                        

Orta bölümde havuzu andıran bir küp  bulunmakta. Zemin mozaiklerle kaplı olan bu kısma havuzlu salon denmekteymiş. 


Buradaki ören yerinde zamanın Yahudileri için yapılan dükkanlar bulunmakta.bulunmakta. Buradan sonra Artemis Tapınağı var sırada. Tapınak için yürümek lazım biraz. Buradaki Artemis Tapınağı oldukça korunaklı biçimde. Örenyeri için aldığınız biletler burada da geçerli. Helenistik dönemde Artemis için yapılmış bir tapınak.Tapınak benzerlerinin ilki ve de en büyüğü olma özelliğini taşıyor. Duvarlardan birinde paranın icadından sonra ilk bankacılık işlemlerinin burada yapıldığını işaret eden yazıt bulunmakta.Aynı zamanda İncil'de adı geçen 7 kiliseden birisi de burada.Yukarıda bir diğerinden bahsetmiştik.(Philedephia-Alaşehir). Şarjım bittiği için internetten bir fotoğraf bırakıyorum buraya.
  
Salihli'de ne yenir derseniz odun köftesi çook meşhur.Etin lezzetini alabileceğiniz,karabiber ve tuz katılmadan kuzu etinden hazırlanan köfteler mutlaka denenmeli. Salihli'de en meşhuru Değirmen restaurant. Paşa da çok sevilen yerlerden biri. Fiyatlar makul. Afiyet olsun:)


20 Nisan 2015 Pazartesi

Çevreyle uyumlu estetik yapılar(Hundertwasser) ve Eğlenceli Lunapark Viyana-2

Opera'dan çıktıktan sonra rasgele yürümeye başlıyoruz. Viyana'da her yerde bir müze,saray,anıt vb. görebilirsiniz. Önümüze yine Viyana'nın en önemli saraylarından birisi,Hofburg İmparatorluk Sarayı geliyor. Habsburg Hanedanlığı'nın gücü arttığında genişletildiğinden bu sarayda hemen hemen her tarzı bulabiliriz,gotik tarzdan art nouveya kadar.Günümüzde bu muazzam kompleks Viyana Ulusal Kütüphanesi,İmparatorluk Hazinesi, Müzik aletleri koleksiyonu ve silah koleksiyonundan oluşuyor.Hemen yanında İspanya Binicilik Okulu, Etnografya müzesi de bulunmaktadır. Önünde büyük bir yeşillik alan(Heldenplatz) bulunan bu saray hakkında bilgi edinirken biraz dinleniyoruz.
 

Hofburg Sarayı'ndan görüntüler


Burada biraz dinlendikten sonra yeniden dolaşıyoruz. Bu kez sırada Viyana'nın ünlü renkli ressam ve mimarı Hundertwasser yapıları var. Hundertwasser tasarımları düzensiz formları kullanmakta ve manzaranın doğal özelliklerini içeriyor.Hundertwasser Evi'ndeki katlar dalgalı,  toprak ve çim ile kaplı bir çatı,odaların içinde büyüyen pencereden uzayan uzuvlarıyla geniş ağaçlar bulunuyor.Bu büyük ekspresyonist simge Landstraße'de bulunuyor. Sanatçının Almanya'nın farklı şehirlerinde ve Viyana'da bir çok mimari yapısı hala bulunmakta.
                             

Hundertwasser'ın diğer bir yapısı olan Kunst Haus'a doğru ilerlerliyoruz. Avusturyalı sanatçı Hundertwasser'ın felsefe ve sanatsal prensiplerini temel alarak yapılmıştır. İçeride Hundertwasser'a ait çalışmalar sergilenmekte. İlk katında bir cafe-restaurant bulunmakta. Burada biraz dinlenme molası veriyoruz.



Viyana'daki lunaparka doğru yürüyoruz. Viyana'da şehrin ortasında büyük yeşil parklar(Avrupa'nın her yerinde karşılaşılabileceği gibi) var.

Viyana'nın ve lunaparkın simgesi haline gelen Praterturm 2010'da 117 metre yükseklikte yapılmış.Dünyanın en yüksek uçan salıncağına binmek ilk bakışta biraz  ürkütücü olsa da denemeye karar verdik. Binerken cep telefonu vb. esyalarınızı bırakıp çıkmanız için uyarıyorlar. Asagıdaki görüntüyü fotoğraflamak isteyenlerin parçalanmış telefonlarını görünce zaten bırakıyorsunuz :)

              

Praterden indikten sonra aşağıdan çekilmiş görüntüleri...

Daha sonra Viyana'nın dev tekerleğinden de şehri yüksekten bu kez yavaş olarak izleyebilirsiniz.





Viyana'dan Budapeşte'ye doğru yola çıkıyoruz. Gelecek yazı 4 günlük Budapeşte gezisi...


29 Ocak 2015 Perşembe

Habsburg Hanedanlığı'nın Şehri : Viyana

Viyana 
Bratislava'ya 1 saat mesafede bulunan Avusturya'nın başkenti Viyana'da 3 gün kaldık. Avusturya'nın en kalabalık şehri olan Viyana kozmopolit ve kalabalık bir şehir. Sırtçantalı ve genç gezginlere yönelik hostel seçeneklerinden Hostel Hütteldorf u seçtik biz . 4 kişilik odada 10-14 € 'ydu. (Kahvaltı dahil) İlk indiğimiz yerde ne bir Tourist Information vardı ne de herhangi bir yön gösterici . Osman'ın telefonundan ücretli olarak internetten hostelin yerine baktık. Daha sonra biraz yürüyerek yüksek bir yerde kurulu olan hostelimize vardık. Normalde 8 kişilik oda ayırtmıştık fakat 4 kişilikler uygun olunca o odayı verdiler bize. Kaldığımız odada yaşlı bir amca vardı, İngilizce bilmiyordu. Almandı. Çat pat anlaşabildik :)  Çalışmaya geliyormuş haftada bir gelince de hostelde kalıyormuş.
Kahvaltı fena değildi , Avrupa'da gezerken kaldığımız bir çok hostel gibi açık büfe mısır gevrekleri,süt,kahve,tatlı kurabiyeler,kaşar  ve salam sucuk ürünleri vardı. Hostel çok güzeldi yani yeşil  etraf gençlerle dolu bizim odaya yaşlı amca denk gelse de:)  Hostelin konumuı da U4 Ubahna yakındı, yürüme mesafesinde. Temiz ve konaklanabilir bir hosteldi. Şimdi gelelim gezilecek yerlere .Akşam her zaman yaptığımız gibi bilinçsizce çıktık dolaştık . En ünlü caddesi Graben ve Kartnerstrasse . Strasse Almancada cadde demek.Graben akşam renkli ,ışıklı ve canlı. Caddede ilerlerken karşınıza büyük bir sütun çıkıyor. Avrupayı kasıp kavuran Büyük Veba Salgını  (Detaylı bilgi için yıklayınız) Viyana'yı terk ettiğinde 1. Leopold tarafından yaptırılyor.1693 yılında tamamlanan bu sütun barok tarzda.
Veba Sütunu
Gece çekmeyi unuttuğumuz için ertesi gün çekilen fotoğraf :)  Bu cadde üzerinde çeşitli kafeler, hediyelik eşya satan yerler, ünlü mağazalar ve kocaman bir kalabalık var.Yanınızdan geçen birçok kişinin Türkçe konuştuğunu duyabilirsiniz :)  Bu cadde üzerinden Stephanplatz Ubahna doğru yürürseniz Karnetstrasseyle kesişir 1365 yılında Gotik yapıda en Viyana'da en önemli yapılardan biri olan Stephansdom u göreceksiniz.(aziz stephan katedrali genel bilgi) Burda olmayan bazı bilgiler şunlardır. Bu katedral aynı zamanda İtalyan besteci Antonio Vivaldinin cenazesinin yapıldığı katedraldir. Aziz Stephen Katedrali 107.2 metre uzunluğunda ve 34.2 metre genişliğindedir. dört kulesi vardır. Bunların en yüksek 136,44 metre güney kulesidir.  Burada toplam 13 çan asılı. Ancak, Aziz Stephan Katedrali'nin en bilinen çanı, Pummerin, 68.3 metrelik kuzey kulesinde yer almaktadır. Lafı çok uzatmak istemiyorum ama çatısı da muhteşem bir görüntüye sahip :) 
Aziz Stephan Katedrali


 Gece ilerleyince hostelimize döndük. Ertesi gün planımızda Schonbrunn Sarayı'ydı. Schonbrunn'e gitmek için U-bahn'a(U4) binip  Schonbrunn durağında indik. Easter haftası olduğu için bahçede büyük süslü yumurtalar ve stantlar kuruluyordu. 
Schonbrunn Sarayı Bahçesi
Girdikten sonra sesli rehberimizle birlikte aldığımız biletlerin zamanını gelmesini bekliyor ve ardından içeri giriyoruz. Schönbrunn Viyana'daki kraliyet sarayı. Maria Theresa tarafından tamamlanan bina ve muhteşem bahçesi bugün bir çok turist için cazibe noktası. Bir çok saray gibi elbette ihtişamlı süslemelere ve mobilyalara sahip. Saray içindeki gezimiz bitince arkadaki çeşme ve ardındaki Gloriette'ye doğru yürümeye başladık. Saray içinde yürümekten daha keyifli ve harika bir manzaraya sahip.




Buradan sonraki durağımız  Wiener Staatsoper.Ünlü opera, dünyanın operra merkezi Mozart'dan bir parça...

Mozart,Schubert gibi ünlü sanatçıların isimleri duvarda yer alırken Opera ve Ballet diye 2 rölyef de biri sağda biri solda olmak üzere konumlanmış. Heyecanla geziyi beklerken bir kaç opera kıyafeti denemeye karar verdik :)



Rehberimiz anlatmay başlıyor,büyüleyici... Merakla beklediğim büyük gösteri salonuna girdikten sonra opera , klasik müzik gözümde daha yüceliyor ve hayranlıkla salonu seyrederken rehberimizi dinliyoruz. Oturduğumuz koltukların hepsinin önünde birden çok dil seçeneğiyle izlenebilen operanın olması oldukça güzel bir çalışma. İhtişammlı salondan bir görüntü.


Daha sonra kulisi gezdik,işin mutfağını yani :) . Bir de her yıl bir kez yapılan Opernball için bütün bu koltuklar  yerinden sökülüp büyük bir salon haline getiriliyormuş,harika :) Günün birinde gelip izlemek dileğiyle ...


Daha uzun bir yazı olmaması adına ilk bölümünü bu şekilde yayımlıyorum,gelecek bölümde ise Lunapark, Hundertwasser yapıları olacak.İyi okumalar :)


7 Ocak 2015 Çarşamba

İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ


Öncelikle Osman Hamdi Bey’e yapmış olduğu kazı çalımaları ve bu müzeye getirdiği çok önemli eserlerden dolayı teşekkür ederim. Müzenin her parçasını ve bölümünü sindire sindire gezmek için çok daha fazla vakit ayırılmalıdır. Giriş için İş Bankası Maximum kredi kartımı kullanarak ücretsiz gezdim. Eski yazılara bakarken, lahitleri ve bir çok tarihi yapıyı gezerken tarihi yaşar gibi oldum.
İsminin çoğul olarak kullanılmasının nedeni, idaresi altında Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ayrı müzeyi bulundurmasıdır.

ESKİ ŞARK ESERLERİ MÜZESİ

Sümerlerden kalan bir evlilik cüzdanı, nişanı bozan bir erkek hakkında alınmış bir mahkeme kararı, bir cinayetle ilgili mahkeme kararı, hatta sümer döneminden iş mektupları…
Atasözleri kitabı, Hammurabi yasası
Eski şark eserleri müzesi, 1883 yılında osman hamdi bey tarafından güzel sanatlar okulu (eski adı sanayi-i nefise mektebi) olarak yaptırılmış, 1917-1919 ve 1932-1935 yıllarında müze olarak düzenlenmiştir. İslamiyet Öncesi Arabistan Eserleri, Mısır Eserleri, Mezopotamya Eserleri, Anadolu Eserleri, Urartu Eserleri ve Çivi Yazılı Belgeler bölümlerinden oluşan Eski Şark Eserleri Müzesi'nde anlatım bölgesel bir sınıflama ile yapılmış; Arabistan Yarımadası, Mısır, Mezopotamya ve Anadolu kültürleri kendi tarihi gelişimleri içinde sunulmuştur.Kadeş Anlaşması, İştar Kapısı gibi eşsiz eserlerin yanında 75.000 tane çivi yazılı belgenin bulunduğu Tablet Arşivi de bu bölümde yer alır.
Hitit Kralı III. Hattuşili ve Mısır Firavunu II. Ramses arasında yapılan, dili Akadça olan tarihin bilinen ilk barış antlaşması Kadeş Antlaşması(M.Ö 13.yy)

MISIR MEZAR BULUNTULARI  
Eski Mısırda ruhun ölümle vücudu terk edip daha sonra geri döndüğüne inanılırdı. Ölümden sonra yaşam inancı çok yaygın ve yerleşmiş bir gelenek olduğu için mezar buluntuları günümüze kalan Mısır eserlerinin arasında önemli yer tutarlar. İnanca göre ölümden sonra süregelen yaşam ancak vücudun varlığı ile olağandır. Bu yüzden ölüleri sosyal durumlarına göre ya piramit, mastaba, kaya mezarı gibi anıtsal mezarlara ya da kum içine kazılmış basit çukurlara gömmüşlerdir. Mumyalama işleminden önce çıkarılan iç organlar, mumyalanarak 'kanop' adı verilen vazolara tek tek yerleştirilirdi. Bu vazoların kapakları ölülerin koruyucusu olan dört tanrının başı şeklindeydi. İnsan başlı Amset'in vazosunda mide, maymun başlı Hapi'nin vazosunda akciğerler ve şahin başlı Horus'un vazosunda karaciğer saklanırdı.
Mısır mezar buluntuları , Mısır mumyaları , iç organları
İŞKAR KAPISI : Pişmiş toprak, sırlı ve kabartmalı tuğlaların birleştirilmesinden oluşan, boğa ve ejder kabartmaları, Yeni Babil Devleti'nin başkenti Babil'in iç ve dış sur duvarlarını birleştiren Tanrıça İştar adına yaptırılmış olan anıtsal çifte kapıya aittir. Kapının duvarları, Tanrı Adad'ın kutsal hayvanı boğa ve Babil'in baş tanrısı Marduk'un kutsal hayvanı ejder 'Muşuşu'nun kabartmaları ile süslenmiştir. Tanrıça İştar'ın kutsal hayvanı olan aslan kabartmaları ise Babil'deki tören yolunun iki yanını süslemekteydi.
İşkar kapısı
ARKEOLOJİ MÜZESİ

Arkeoloji Müzesi 13 Haziran 1891'deki açılışından itibaren hızlı bir şekilde koleksiyonunu genişletmiştir. Şu anda Arkeoloji Müzesi giriş kat salonlarında; sağ tarafta Arkaik Dönem'den Roma Dönemi'ne Antik Çağ heykellerini, sol tarafta ise Sidon Kral Nekropolü'nden gelen İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Tabnit Lahdi gibi dünyaca ünlü eşsiz eserleri görmek mümkündür.

İskender Lahdi ve Sidon Kralı
İskender Lahdi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde bulunan en önemli eser kabul edilmektedir. 1887 yılında Sidon kentinin krallar mezarlığında bulunmuştur. er ne kadar İskender Lahdi olarak anılsa da aslında İskender'e ait değildir. Sidon Kralı Abdalonymos'a ait olduğu düşünülmektedir(üzerindeki işlemelerden dolayı). Osman Hamdi Bey’in bu müzeye ve Türkiye’ye en önemli kazanımlarından biridir. Binbir zorluklarla da olsa getirmeyi başarabilmiştir. maalesef mezar soyguncularının hışmına uğramış, taş heykellerin ellerinde tuttukları gümüş ve altın silahlar çalınmıştır.
Sidon Kralı Tabnit’in bir de lahdi bulunmaktadır ve bu lahitin üzerinde şunlar yazmaktadır : “Ben Astarte rahibi ve Saydalılar kralı Tabnit bu lahit içine gömülüyorum. Ey benim mezarımı bulan kimse her kim olursan ol benim lahitimi açma ve benim huzurumu bozma. Çünkü yanımda ne gümüş, ne altın ne de define vardır. Bu lahit’de yalnızca yatmaktayım. Bana mezar olan bu lahiti açma, bu türlü hareket Astarte’ye karşı büyük bir hakarettir. Eğer benim tebbihimi tutmaz, aksine mezar odamı açar ve benim huzurumu kaçıracak olursan, yaşayan insanlar arasında ve güneş altında nesilden ve neshepten mahrum kal ve ölüler arasında yatacak yer bulma”

ÇİNİLİ KÖŞK MÜZESİ

Çinili Köşk Müzesi koleksiyonlarında 11.- 20.yüzyıl başlarına tarihlenen Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 2000 civarında eser bulunmaktadır. Müze'nin koleksiyonlarını 1981 yılında konum olarak yakınlığı nedeniyle İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü'ne bağlandığında mevcut olan eserler ile arkeolojik kazılarda bulunan, satın alma, bağış ve müsadere yoluyla giren eserler oluşturmaktadır. Bu koleksiyonlardan seçilen çini ve seramikler; girişin solundaki odada Selçuklu Dönemi, sol taraftaki dışa açılan eyvanda Slip teknikli ve Milet işi, orta salon ile birlikte beş köşeli çıkıntılı odada İznik yapımı, Gülhane Parkı'na bakan sağ köşe odada Kütahya yapımı ve dışa açılan sağ eyvanda ise Çanakkale yapımı eserler olmak üzere girişin solundan başlayarak devam eden bir yerleşim düzeni içinde sergilenmektedir. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet’in av köşkü olarak bilinmektedir.

Aşağıdaki resimde Ab-ı Hayat çeşmesi görülmektedir. Süslemelerde kalem işi tekniği ile altın yaldız kullanılmıştır. Çeşmenin karşısındaki nişe ise 2004 yılında başlayan son düzenlemelerde, Osman Hamdi Bey'in yaptığı, 1904 tarihli "Ab-ı Hayat Çeşmesi" adını taşıyan yağlıboya tablonun bir kopyası konulmuştur. Bu tabloyu Osman Hamdi Bey, çeşmenin yanında durarak çektirdiği fotoğrafından yapmıştır.
Ab-ı Hayat Çeşmesi ve Osman Hamdi Bey’in tablosu
Çini Müzesinden kareler
Sonuç olarak çok fazla sergilenecek eserler vardı fakat bilgilendirme kartları az, arkeoloji müzesindeki çoğu eser sanki rasgele yayılmıştı. Avrupa’da gezdiğim müzeler daha farklıydı. Müzecilik anlayışımız elimizdeki bu kadar imkanla daha ileride olmalı diye düşünüyor, Osman Hamdi Bey’e yeniden teşekkür ediyorum.